https://storage.oyungezer.com.tr/ogz-public/public/content/2022/07/18/content_62d50eab7e96a_75716.jpg

Bir kedi ve bir robot, insan olmak üzerine düşünür…

Stray’in elime geçtiği ilk gün en küçük kedimiz Turşu eve şişmiş bir ön patiyle geldi. Vakit geç, veteriner bulunacak bir saat değil anlayacağınız. Babamla evin en elletmeyen kedisinin başında duruyoruz, “Böcek mi soktu, arı mı, burktu mu? Kırık olsa duramaz,” falan…

Ve benim Stray incelemem gerekiyor. Oğlum dedim, bu oyunda bu kedinin başına bir şey gelirse ben oynayamam. Vallahi yüreğim kaldırmaz, nasıl başlayacağım?

Açar açmaz bizim sarman kırılan bir borudan aşağı düşüp, hem kedi arkadaşlarından ayrı kalıp hem de ayağını incitmesin mi? O hayvanın sekerek gezişine dayanamadım, kalktım başından. Evde bir, oyunda iki! Nasıl oynayacağım derken 2 gün ve yaklaşık 10 saat oyun süresi sonrası ağlayarak bitirdim. Ve net söyleyebilirim ki herkese önereceğim oyunlarda ilk 10’a adını rahat yazdırır Stray.

Stray’in fragmanını seyrettiğinizde kafanızda nasıl bir oyun canlandı, bilmiyorum; ama eğer beklentiniz, “Sen bir kedisin, gidiyorsun,” ise sizi çok büyük bir sürpriz bekliyor. Evet, şu anda (henüz oyun ya da incelemeler çıkmamışken) internet durduk yere miyavlayabileceklerine sevinen insanlarla dolu ve onları çok iyi anlıyorum. Fakat Stray’in bize, bir kedinin gözünden göstermek istediği dünya miyavlamanın ve kapı tırmalamanın çok daha ötesine uzanıyor.

BOZUK VERİ YARDIM GEREK

Tek başına ve gün ışığından uzak çıktığımız bu zamansız yolculuk işte böyle başlıyor. Yeşil çimlerin arasındayken kendimizi birden bire terk edilmiş, karanlık bir şehirde buluyoruz. Ve sanki… O tabelalarda kedi resmi mi var?

Ve ilk arkadaşımızı böyle kazanıyoruz. B-12! Bir kedi olarak sağdan soldan batarya toplamanın ne kadar kolay, neyin muhtemel bir “vücut” olabileceğine karar vermenin ne kadar zor olduğundan haberiniz var mı sizin? Ayrıca, organik bir vücudu olsa harbiden B12’ye ihtiyaç duyardı B-12, çünkü bu küçük drone-droid kendisine dair pek bir şey hatırlamıyor. İnsanlara yardım etmesi ve bu şehirden çıkmanın bir yolunu bulması gerektiği dışında.

Harbiden, bu şehir neresi? İnsanlar neredeler? Neden hep… Gece?

Eminim B-12’nin yardımıyla bu işi çözeceğiz.

Şu noktaya kadar Stray size oyun boyunca ihtiyaç duyacağınız tüm temel mekanikleri veriyor. Zıpla, tırmala, miyavla, bir şeyleri devir. Ha bir de KAÇ! Hem de delicesine! Çok da alışılageldik bir şehirde olmadığımızı bizi kovalayan tombalak şeylerin bizden başka tek yaşam belirtisi olmasından anlamışsınızdır herhalde. Ama bir tek biz olamayız ya? Herkes nerede? Alo- Ay yani, MİYAV!!

Zurk mu? Zurk değilim ben!

Ve ilk yaşam belirtisindeee!!! Herkes bizden kaçıyor. Kaçmayın, durun! Ben küçük ve yumuşağım!

Ama köyün muhafız robotu onları yemediğim sürece etrafta dolanmama izin veriyor. Yemek mi? Ha o peşimizden koşan şeylerden sandılar bizi. Zurk’muymuş onlar? Düşman başına bir şey Zurk’lar harbiden; ama kediyim ben. Bu da drone-robot arkadaşım B-12!

Bunu duyan köy ahalisi de evlerinden çıkmaya başlıyor ve- Bir dakika. Herkes robot mu? Herkes robot! Ama hiç de robot gibi davranmıyorlar. Yani, davranıyorlar elbette ama insan gibi de davranıyorlar. Neler oluyor?! Bir Zurk-yeniği kokusu alıyoruz; ve elbette peşine düşüyoruz.

Stray’in hikayesini oyuncuya açma şekli çok harika tasarlanmış. Lineer bir oyun. Fakat keşif mekanlarına serpiştirilmiş birkaç yan görev hem oyuna derinlik katıyor, hem de gerçekten harika tasarlanmış minik köyde kuytu köşeye saklanmış parçacıkları organik olarak bulabilmenizi sağlıyor.

Örneğin muhafızla B-12 aracılığıyla konuştuktan sonra hemen sola saparsanız hiç şarkısı olmayan bir sokak müzisyeni robotla karşılaşıyorsunuz. Ona, ana görevlerin sizi halihazırda götürdüğü yerlerden nota kağıtları bulurken melodiler ve isimleriyle bir yandan da robotların insansılaşma yolculuğunun bir parçasına tanık oluyorsunuz. Ve elbette insanların yok oluşunun da…

Ama gerçekten hepsi yok mu? Onlara yardımcı olsun diye üretilen bu robotlar insanlardan geriye kalan tek şey mi? Şu metali bile kemiren Zurk’lardan sıyrılmanın bir yolunu bulsak da çıksak şu köyden, şu şehirden, şu lanet beton küreden!!

Kediyim ben, tırmanırım, ne var?

Stray’in ekibi bir kedi olmanın olanaklarını sonuna kadar kullanmış. Bunu çevre tasarımlarında da görmek mümkün. İlk gittiğimiz köyün çapı küçücük aslında. Ama dikine düşününce…? Her yere tırmanabilen bir kedi olarak bizim dolaşma özgürlüğümüz, aslında hepsi birbirine bağlanan üç dört sokaklık köyü kocaman bir oyun bölümüne dönüştürüyor.

Buradaki görevlerimizi yerine getirip ikinci bölüme doğru yola koyulduğumuzda da aynı şeyle karşılaşıyoruz. Bir insanın, ya da bir robotun gözünden kısıtlı olabilecek alanlar; bir kedi olarak gayet çetrefilli ve bir o kadar da geniş bölümlere dönüşüyor.

Kedi olmak ayrıca platformla parkur arası bir oyun deneyiminin de kilidini açıyor. Stray ekibi bu iki oyun türünün ögelerini öyle güzel harmanlamış ki. Platform; çünkü kediyken düz yolda yürümenin ne anlamı var. (Kedi sahipleri bilir; bizimkiler de düz yer varken pencereye sandalyenin ve masanın üzerinden atlayıp, sonra yere inip koltuğun altından geçerek varıyor. NEDEN?! DÜZ YOL VAR!) Ama aynı zamanda parkur; çünkü şehir elementleri her zaman pürüzsüz bir platform tecrübesi sağlamıyor. Oyunda bile.

ANAM SARMANIN GÖZLERİ DE PARILDIYOR!

Şehir demişken, hep böyle minik bir varoş mahallesinde dolanarak bu duvarlarının dışına çıkacağımızı sanmıyordunuz herhalde, değil mi? Çünkü kendimizi kademe kademe, bu koca karantina kubbesinin farklı katmanlarında buluyoruz. Ara duvarlar, kanalizasyonlar, koca bir şehir! Neon tabelalarıyla, robot-giyim satan, “kuru hava ve sıcak yağ” menülü robot-restoranları ve “acayip içecekli” robot-barlarıyla tam tamına bir şehir.

Burada hem bir kedi olarak sergilememiz gereken hünerlerin sayısı artıyor (bkz. Amma da çeşitli oyun mekanikleri var Stray’in.), hem de hikaye bizi insan olmanın ne demek olduğuyla ilgili bir yolculuğa çıkarıyor tam anlamıyla.

Sahi, insan olmak ne demek? Hayır, insanı da geçtim; hayatta olmak ne demek? Kendi ruhunu yansıtan havalı kıyafetler giymek mi? En sevdiğin bir içecek olması mı? Birbirini umursamak mı? Yoksa kendini düşünmek mi? Bir şeyler yaratmak güdüsü mü? Belirli bir düzeni sağlayabilmek mi? Yoksa o düzeni kırmak mı?

Bütün parçalarını ve yazılımını yenileyen bir robot… Hala aynı robot mudur?

Dayalı döşeli apartmanları, partileri, fabrika ve hapishaneleriyle insanların mirasını yaşatan bu şehirden çıkmanın bir yolunu ararken B-12’yle birlikte bunları düşünüyoruz. İnsandan sayılmak ne demek?

Göğsüme bir taş oturdu, tek çaresi kediler…

Turşu’nun patisinin şişi ertesi gün indi. Bu süreç zarfında başka bir sıkıntısı da gelişmediği için kendisini göz hapsinde tutup ona zorla kendisini sevdiğimizi anlatmaya çalışmaya devam ettik. Evet, bu süreç zarfında elimiz kolumuz tırmık oldu hep. Ama o Turşu; yumuş ve boyutları da hiç anne sütü emmediğinden bir yetişkin kedi için nispeten küçük. İnsanın sevesi geliyor.

İşte bu halimizin bir oyunu olsa, içine biraz da ontolojik sorgulamalar katılsa dedik mi ortaya Stray çıkıyor.

Küçük, sevimli ve hünerli bir yaratıkla kurulan dostluğun (Bu tanım ikimize de uyuyor sanki, ne dersin B-12?), bir o kadar da daha güzel günler uğruna hayatta kalma içgüdüsünün hikayesi bu oyun.

Uzun süredir yakınıyordum sağda solda yazılarda, “Lineer oyun istiyorum, düz oyun; kısa olsun, hikayesini oyna bitir. Zibilyar tane görevli, 300 saat süren açık dünyalardan bıktım artık,” diye, illa ki denk gelmişsinizdir. Stray işte tam olarak o oyun. 10 saatte bitirdim ama aktif oyun sürem 6 küsür sadece. B-12’nin bulamadığım birkaç anısı ve açamadığım birçok başarım da var ve cidden onları da keşfedebilmek için geniş geniş bir kere daha oynayacağım.

Böylesine kısa bir oyun için gayet çeşitli oyun mekanikleri, platform bölümleri ve bulmacaları var. Bir araya getirmeniz gereken ögeler, sırasına dikkat etmeniz gereken görevler var ama hepsi de öyle organik dağıtılmış ki mekana, zaten içgüdüsel olarak çözüyorsunuz. Kedilerin o doğal her şeyi karıştırma isteği size de bulaşıyor.

Robotların insanlardan sonra kendilerini içinde buldukları bu durum, kurduğunuz arkadaşlıklar ve tanıştığınız her karakter, keşfettiğiniz her sürpriz oyunu bir adım ileri taşıyor. Bu 10 saatlik tecrübeyi de böylesine dolu dolu hissettiren, her adımının hikayeye katkı sağlaması oluyor. Şişirme görevler ve kendini tekrar eden bölümler kullanmaktansa yoğun bir oynanışla ve özüne sadık bir hikaye anlatmayı seçen Stray ekibini kutluyorum. Gerçekten uzun süredir ilk defa dört dörtlük bir oyun oynuyorum.

Önemli bir not olarak şunu ekleyeceğim: Stray belli ki kedileri çok seven bir ekip tarafından yapılmış. Elbette kaçmak, gizlenmek gereken yerlerde başarısız olursanız ölüyorsunuz. Ama bu oyuna kedi aşkınızdan bir çekim hissettiyseniz hayvanların zarar görmesi sizin için de bir kırmızı çizgi olabilir. Stray ekibi de bunu göz önünde bulundurmuş olacak ki, bu ölme sahneleri ne görüntüsel ne de işitsel olarak aşırı bir vahşet içeriyor.

Açıkçası hayvanların oyun ve filmlerde sırf şok etkisi için harcandığına defalarca tanık olmuş birisi olarak bu seçimlerini ayrıca takdir ettim. Evet, böyle bir oyunda sence de gayet doğal değil mi vahşet olmaması diyebilirsiniz ama nereden ne çıkacağı belli olmaz. Merak ediyor ya da çekiniyorduysanız ekleyeyim istedim.

What is your reaction?

0
Excited
0
Happy
0
In Love
0
Not Sure
0
Silly

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir